Kaplumbağa
Sevgili testudo graeca ibera dostum Piko,
Seni uzaktan tanıyor biliyorum, havalı resimlerini gördüm, ilginç, demek yüzme bilmiyosun, bense tam tersi, yattığım yerden suyu görebilmeliyim. Ama yürümek dersen ben anakarada tam bir acemiyim, nasıl taşıyosunuz o kabukları suyun kaldırma kuvveti olmadan, bravo valla.
Yine de ortak çok yönümüz olmalı. Ben mesela dört tarafı görünmez duvardan bi şeyin içinde yaşıyorum, hiç başka yer bilmiyorum. Çok küçüktüm en son kendime benzeyen birilerini gördüğümde, artık şu iki bacaklı kabuksuzlardanım farz ediyorum. Onlar da nasıl şey öyle, bütün organlar dışarıda, iki ayak üstünde nasıl duruyorlar, kabuk olmadan nasıl yaşıyorlar, korktuklarında nereye kaçıyorlar?! Gördüğüm bir tek, bazen dışarısı karanlık içerisi aydınlıkken görünmez duvarın arkasında beliriveren bana tıpatıp benzeyen diğer kaplumbağa. Ben ona titretiyorum ellerimi o bana, böyle birimiz sıkılana kadar devam ediyoruz. İtiraf ediyim ki en son kabuğunu dönüp giden hep ben oluyorum, neyse ki o da bunun üzerine hiç üstelemiyor, ama yenik ve mağrurum. Yalnızlık çekiyorum belki bazen ama yanımda başka bi terrapin ister miydim...bu küçücük dünya ya ikimize dar gelir yada belki biz onu birbirimize dar ederdik.
İşin en kötü tarafı kakamı yaptığım suda yüzmek zorundayım, sen nasıl kirli toprağının değişmesini bekliyosan ben de aynen öyle ne zaman temiz su gelirse o zamana kadar sabretmek zorundayım. Ya bigün hiç gelmezlerse, paranoya olucak bu düşünce bende valla, o zaman suya hiç inemem belki yada sürekli tuvaletimi tutmam gerekir bilmiyorum, korkuyorum böyle şeylerden işte.
Hoş, biz zaten biliyosun biraz korkak, ürkek biliniriz, gerçi onca travmatik anıdan sonra kabuklarımızdan dışarı çıktığımıza bile şaşırmaları lazım. Alıştım artık buraya ve kabuksuzlara epey ama garip şeyler var yaşadığım yerde. Mesela yeşil bişeyler var, bitkiye benzetmeye çalışmışlar galiba, ama ı-ıh, olmamış, ne kokusu ne tadı benim memleketteki bitkilerle alakası yok, hiç görmedim ama hissediyorum bunu, pek çok şeyi bilmeyip de sezdiğim gibi. Sırf yeşil diye bana bunları bitki diye yutturmaya mı çalışıyorlar ne, alem şu iki ayaklılar. Ya da mesela benden başka yaşayan canlı hiç bişey yok, hiç birşey hem de.. Gelen de ölmüş olarak geliyor, mesela bazen tepeden koparılmış ölü bitkiler yağıyor, onları da yiyorum ben zaten, ama bu durumlar kabuklarımı diken diken ediyor, bu ne aaa, ürkütücü..
Her şeyin küçüğü var burda, çok minicik bi şelale var mesela, dön babam dön sürekli içinde aynı su, yaşadığım yer koca bi nehirin 5 milyarda biri gibi düşün. İnanamazsın güneşin bile küçüğünü yapmışlar, ben pek gerçek güneşi göremiyorum, mecbur canım kabuğumu ısıtmak istediğinde küçük güneşlerimin altına geçiyorum.
Monotonluktan şikayetçiyim. Karnımı doyurmak en ve tek zevkli şey hayatımda, ondan bi kaç ipucu keşfettim yemek geleceğini anlayınca çok heycanlanıyorum. Onun dışında bütün gün ya yüzüyorum, ya yatıyorum, ya uyuyorum. Gidecek başka hiçbi yer yok, yapıcak da.. Görünmez duvar yüzünden 3-5 kulaçtan sonra dünya bitiyor. Kırmızı yanaklıyı altın suya koymuşlar ah mississippi demiş diyince anlamıyor hiç bu dişli canlılar, bakma sen altın falan da diil şu su, yaşıyor ölmüyorum diye mutluyum, memnunum sanıyorlar galiba, diyorum ya çok ilginç bi canlı. Daha neleri var sen de görmüşsündür ama bu dedikodular sonraki mektuplara kalsın.
Daha yazıcak çoook şey var ama seni de merak ediyorum, anlatsana biraz susuz hayat nasıl, o ayaklarla yürümek gerçekten kolay mı, toprağa basmak nasıl bi his...ve sen de sıkılıyo musun, korkuyo musun?? Bi gün bana gelirsiniz belki, sizi taşların üstünde misafir ederim, siz havuza girmez plajda oturursunuz, olmaz mı?
Kabuklarından öpüyorum,
Çok uzaktan akraban, takımdaşın Melek

Ah Piko’cuğum, ne zahmetlere katlanmışsın benim için, okurken hem güldüm hem şaşırdım, ve duygulandım. Fotoğrafta görüyorum, galiba sağ elinle adımın ilk harfine basıyosun orda :)
Ben de az daha yakalanıyodum, e sulu sulu klavyeye çıkınca şıp şıp şıp harflerin arasını suyla doldurmuşum. Pınar laptopını kucağına alıp bastıkça şıpırdıyan harfleri görünce, ters ters bi bana baktı. Ben de en masum pozumu takındım tabi, burnumu havaya diktim, başım havada bi sağa bi sola baktım, ıslık da çalarak durumdan hiiiç haberim yok tablosunu tamamlamak isterdim ama maalesef hiç ses çıkaramadım.
Dedim ya alıştım sayılır artık bu eve, bi oda bi salon, minimalist bi dekorasyon, ikisi bi yerde amerikan tuvalet ve mutfak...sen de yalı ben diyim melekondu :) Ama tam yatmışım gözlerim kapanıyo bacaklarımı germişim iyice ısınmışım mesela bazen, tak bişey açılıyo, tepede bi görüntüler aniden, ben de ne olduğuna bile bakmam pırrrr suya atlarım hemen, kafa göz yara yara döne döne bi yer ararım. Eskisine göre bu panik hallerim çok daha az, ama olsun ben tedbirimi alıyım, sonuçta kamuflaj hayvanıyım, beni ayıran en önemli yerim bu savunma kabuğum.
Demek sizde de kaka kontrolü var. Ben yapar yapmaz yakalanırsam Pınar’a o zaman hiç sorma, hemen koşar yanıma yakaladım işte burdaa, üff ne kadar büyüdü bunlar der, eline alır hemen hor hor hor süpürgesini, ben daha tadına hiç bakamadan süpürür bütün hepsini sinir. Eskiden süpürgeyle yarışa girerdim kim daha önce yutacak diye, ama artık yıldım, Pınar’ın eline oturup işini bitirmesini bekliyorum, zaten Pınar odamdayken pek bu işi yapmamaya çalışıyorum artık :).
Bu sıralar pek yok ortada Pınar zaten, bi tek geceleri görüyorum. Halbuki taşındığımızdan beri oda arkadaşı olmuştuk, daha çok görürüm daha çok şımarırım böylece daha fazla yem koparırım diye umuyordum. Yine bi hareketlilik seziyorum evde, bi daha taşınırsak yandım, yine kuru kutuya koyacaklar beni o zaman demektir, ben hiç sevmiyorum değişiklik, en korktuğum şey yerimin değişmesi, terk edilmek. Ben hiç efendi falan demiyorum ona valla, havaya girmesin. Geceleri klavyesini yine çalarım diye kuru yerde uyur numarası yapıp pusuda bekliyorum ama yok, bişeyler yazıp duruyo, kendi kendine gülüyo, deli midir nedir.
Kıskanç Spike’a söyle gördüğüm en hoş kız o, öyle tos atmak bacaktan ısırmakla olur mu hiç ama Piko’cum, beğendiğin bi kız varsa yüzüne yüzüne ellerini titreticeksin ellerini :). Ben biraz mahçup bi kaplumbağayım, hiç kız arkadaşım daha doğrusu hiç arkadaşım olmadığı için böyle durumlarda zaten turuncu olan yanaklarım kulaklarıma kadar kızarır, heycanlanırım, konuşamam. İsimlerini duyuyorum, yasdal’ın kaplumbağaları vaar, Mel ve Richard`ı duyuyorum, Aybala ve Aybars’lar vaaar, ondan sonracığıma huleyn’in sevgilisinden yeni ayrılmış kaplumbağası ve tabi bana çok ilginç gelen Ceviz ve Çipil’i biliyorum. Sence onlar da klavyeleri çalıp bize bi mektup yazarlar mı, neler neler gördüklerini, nasıl yaşadıklarını anlatırlar mı??
İkinize de selam ve sevgilerimi yolluyorum,
Vejetaryen mutfağından en güzel mamalar diliyorum,
Melek
Pınar, frozen çok tatlı yazışıyor tosbikleriniz maşallah:) Gökhan`a katılıyorum, fakat bizim evde ipler artık benim elimde değil:)
Alın size ıspatı :)
